007: FIRST LIGHT
Bir Efsanenin Doğuşu ve Çaylak Bir Ajanın Anatomisi
Sinema tarihinin en ikonik, en centilmen ve şüphesiz en munzur ajanı James Bond, oyun dünyasında uzun süredir sessizliğini koruyordu. Bir Sean Connery hayranı olarak, onun o tek kaşını kaldıran ağırbaşlı karizmasını beyaz perdede ne kadar arıyorsam, oyun sektöründe de benzer bir heyecanı uzun yıllardır hasretle bekliyordum. İlk duyurulduğu andan itibaren içimi kıpır kıpır eden ve en önemlisi de tamamen Türkçe dil desteğiyle geleceğini müjdeleyen 007: First Light, nihayet elimize ulaştı. Yaklaşık 20-22 saatlik yoğun bir maratonun ardından, çaylak bir ajanın efsaneleşme yolculuğuna hep birlikte şahitlik ettik.
Oyun, alışılagelmiş o her şeyi çözmüş, kusursuz Bond imajının çok gerisine, hikayenin en başına götürüyor bizi. Karşımızda henüz çift sıfır (00) kod adını almamış, tabiri caizse burnu bile kanamamış bir çaylak var. Her ne kadar ana karakterimizin görsel tasarımı benim o çok sevdiğim Sean Connery havasından uzak olsa da, karakterin ruhuna işlenen o tanıdık 007 mizahını, o kendine has munzurluğunu yer yer hissetmek hayranlar için büyük bir teselli. Hikaye boyunca o dostlukları, ustamızın bize kattıklarını ve en nihayetinde o grubun dağılıp çift sıfır unvanının nasıl alındığını görmek tam bir sinematik şölen sunuyor. Zaten deneyimlerken insanın ağzından "film" diye kaçması çok normal; oyun bu hissi sonuna kadar veriyor. Tabii ki her güzel şeyin bir sonu var, bu maceranın da sonuna geliyoruz ama oyun bittiğinde hikayenin devam edeceğini çok net bir şekilde görüyorsunuz.
Küresel Tehditler ve Tanıdık Göndermeler
Hikaye bazında oyun, günümüz dünyasının en büyük korkularından biri olan yapay zekayı ve karanlık endüstrileri odağına alıyor. Karşı karşıya geldiğimiz "Web Endüstri" yapılanması, İngiltere hükümetinin başını son ana kadar ağrıtan yapay zeka hamleleriyle birleşince ortaya muazzam bir komplo teorisi çıkıyor. Hikayenin akışındaki o "birlikte yürünen ama sonradan kandırılan" güç odakları, açıkçası yer yer ülkemizde ve dünyada yaşanan güncel olaylara net mesajlar veriyor gibi hissettiriyor. Bu kirli ağın ortasında ise her Bond yapıtında olduğu gibi bomba gibi bir Bond kızı ve dost mu düşman mı olduğunu oyunun sonuna kadar çözemediğimiz, yer yer bize el uzatan ama aslında tam bir 'villain' olan büyüleyici bir kötü karakter eşlik ediyor. En azından şimdilik öyle...
Aksiyonun Zirvesi ve Tempo Problemleri
007: First Light, oynanış mekanikleriyle oyun dünyasının bir diğer sessiz suikastçısı Hitman'i ciddi şekilde andırıyor. Oyunda en çok zevk aldığım nokta, komboları çözdükten sonra adeta bir dansa dönüşen yakın dövüş sistemi oldu. Çatışmalar inanılmaz akıcı, vuruş hissi çok tok ve en önemlisi, çoklu düşman gruplarına karşı çevreyi bir silah olarak kullanma özgürlüğü takdire şayan. Görsel ve sinematik anlamda ise oyun tam anlamıyla mükemmel ötesi bir şölen sunuyor.
Ancak bu muazzam aksiyonun ve görselliğin üzerine gölge düşüren çok ciddi bir kusur var: Tempo. Aksiyon sahnelerinin hemen ardından gelen ara bölümler ve diyalog sekansları o kadar uzun sürüyor ki, oyunun o yüksek adrenalinli yapısı bir anda taban yapıyor. Yer yer sıkıntıdan oyunu kapatma noktasına geldiğim, temposuzluktan yorulduğum anlar oldu.
Son Karar
Yer yer çok beğensem de yer yer temponun düşmesinden dolayı sıkıldığım anlar barındıran 007: First Light, tüm günahlarına rağmen kesinlikle oynamanızı tavsiye ettiğim bir yapım olmuş. Eğer canınız sıkılıyorsa ve özellikle Uncharted vari sinematik aksiyon-macera oyunlarını seviyorsanız, bu James Bond dünyasına kesinlikle bir girin derim.
Puanım: 7.8 / 10