selo
117 logs · 5 posts

Dönemine göre güzel boss kapışmalarına, bol ters köşeli bir senaryoya sahip olup döneminin acımasız bölüm tasarımına kurban gitmiş, rehber olmadan uzak durmanız gereken ilk Metal Gear oyunu. Atmosferi hoş, müzikleri hiç fena değil, rehber ile bir bakın derim keza oyunu katlanılabilir kılan şey rehberler.
Keyifli oynanışa sahip, oldukça sevilesi bir ana karakter barındıran, Rebirth'e köprü kuran ve ne zaman bitmesi gerektiğini bilen tatlı bir DLC idi.
Güzel bir hikayeye, karakterlere, atmosfere, soundtrack’e sahip bir oyunu PSP oyunu yaparak harcamışlar. Combat mekanikleri nefret ettirdi kendinden. Finali beğensem de gameplay kısmı oyunu gözümde bayağı bir düşürdü.
**100. Log!** Hotline Miami oyunu ve Whiplash filminin melezini ilgi çekici bir stil ve sunum ile ortaya koyan yaklaşık 2 saatlik çok hoş bir yapım olmuş 🦍👍
Ana oyundaki flashback sahnesini ele alan 1 saatlik tatlı bir DLC idi. Fan servisler eğlenceliydi. Korku yönü bildiğimiz RE tarzına daha yakındı. Şahsen oynarken keyif aldım keşke daha fazla olsaydı.
Piss filter’ın vücut bulmuş hali. Bayıldım 👍
En büyük sorunu olan dengesiz zorluğu haricinde nefis bir oyun. Oyunu kitleyip baştan başlatmanıza sebep olabilecek birçok kısım var. Neyse ki emülatörün sağladığı bazı kolaylıklardan faydalandım ancak gene de çıldırdığım bazı kısımlar oldu. Onun haricinde 80'lerin Hollywood filmlerinden fırlama aksiyon sahneleriyle, karakterleriyle, müzikleriyle, atmosferiyle ve gerginliğiyle oldukça hoş bir deneyim yaşattı bana. Serideki en iyi ara sahne ve müziklerin bu oyunda olduğunu düşünüyorum ❤️🔥
Uzun zamandır canım bir survival horror oyunu oynamak istiyordu. Hazır Requiem çıkmışken, ben de hazırlık olsun diye üçleme tadında olacak şekilde RE2 - RE4 - RE:Requiem oynamaya karar verdim. Remakeleri bitirmesem de birazcık oynamıştım ancak bu sefer tercihim orijinaller ile başlamaktan yana oldu. Sonunda Claire A ve Leon B senaryolarının ikisini de bitirerek RE2’yi tamamladım. **_Artı yönleri_** + Oyun gerilim-korku anlarıyla tansiyonu yüksek tutmayı başarıyor + Oyuncuyu gerçekten envanter ve kaynak yönetimine dikkat etmeye zorluyor + Bulmacalarıyla ve kendi içinde bağlantılı harita yapısıyla sürükleyiciliği sağlıyor + Orijinal oyunu tercih etme sebeplerimden biri olan sabit kamera açısı güzel kullanılmış, bazı kamera açıları jumpscarelerin daha doğal ve vurucu hissetirmesini sağlıyor + FMV ara sahneleri sinematik açıdan oldukça güzel + Mr. X karakteri stres faktörünü arttırıyor + Bazı boss fightlar çok epik + Müziklerini baya beğendim + Karakterler ve dinamikleri çok derin olmasa da yeterince keyifli + Senaryolar arası “zapping sistemi” **_Eksi yönleri_** - B senaryosu %90 ölçüde A senaryosundan farklı bir deneyim sunsa da nadiren tekrarladığını hissettiren kısımlar olabiliyor - Eski oyunların save sistemi… Tabi bu da envanter yönetimiyle biraz bağlantılı olduğu için o kadar rahatsız etmedi - Normal zorluk bazı yerlerde bir tık fazla zorluyor Kısaca baştan sona oldukça keyifli bir deneyim sundu RE2 ❤️🩹
Seni çok seviyorum Pixel Gun 3D.
Çıkışından beri oynamayı sabırsızlıkla beklediğim RE9’u sonunda bitirdim. **_Artı yönleri_** + Korku kısmı oldukça iyi dizayn edilmiş. Bazı düşmanlar özellikle stalker olanlar baya gerici + Aksiyon kısmı oldukça tok hissettiriyor + Ses tasarımı başarılı + Seslendirme harika, özellikle Grace’in performansı inanılmazdı + Görsellik nefis, animasyonlar çok temiz + Düşman ve boss tasarımları güzel + Mekan tasarımları oldukça estetik + Sinematografi ve renk kullanımı baya hoş + Tatlı fan servisler + Hikayede hem sevdiğim hem sevmediğim kısımlar vardı ama çoğunlukla olumlu bakıyorum. Çok şahane bir hikaye olmasa da özellikle Grace’in hikayesi ilgi çekiciydi + Optimizasyon iyi + Ana menüdeki bonuslar kısmında gezinmesi baya keyifli. Konsept çizimler, karakter modelleri, kamera arkası görüntüleri derken hoşuma giden bir eklenti **_Eksi yönleri_** - Müzikler pek aklımda kalmadı - Malum bir boss fightın gerçekleşmesini isterdim ama olmadı maalesef - Oyun bazı kısımlarda sırtını fan servislere fazla yaslamış hissetirdi - Oyunun birbirinden çok farklı yapıda 2 parçaya ayrılması oyuna çeşitlilik katmış ancak tek bir parçaya odaklanılmasını tercih ederdim Uzun lafın kısası bazı yönlerde eksikliğini hissettiren ama çoğunlukla olumlu ayrıldığım bir deneyimdi Requiem.
*¡Un forastero!* Resident Evil Requiem’e hazırlık olsun diye başladığım, 2 oyundan oluşan minik Resident Evil maratonu sona erdi. Önce RE2, şimdi de RE4’ü bitirdim. Dolayısıyla bu yazıda RE2 ufak tefek kıyaslamalar da olabilir. RE4 serinin yapısında gidilen değişikliğin ilk adımı. 2. oyun ile farklı yapılarda olsa da ikisinin de kendine has beğendiğim yönleri oldu. **_Artı yönleri_** + İlk bahsetmek istediğim kısım olan atmosfer bu oyunda muazzam, hatta benim için en iyilerden. Her bir bölgenin bambaşka bir atmosferi var, insan bazen durup atmosferin tadını çıkarası geliyor + Klasik Amerikan setting’inden kırsal İspanya setting’ine geçiş oyuna farklı bir hava katmış + Oyun gerilim-aksiyon sekanslarıyla tansiyonu ve adrenalini yüksek tutmayı başarıyor + Ses tasarımı baya sağlam, öyle ki bir sahnede oyundaki bir sesi dışarıdan geliyor sanmıştım ve emin olmak için kulaklığı birkaç kez çıkarmam gerekmişti + Oyunun temposu baştan sona çok iyi ayarlanmış + Envanter ve kaynak yönetimi RE2’deki kadar sıkı olmasa da yapboz gibi hissettiren envanter düzenleme sistemi işi tatlandırmış + Leon RE2’ye kıyasla bu oyunda çok daha havalı ve eğlenceli bir karakter, sadece Leon değil yan karakter kadrosu da oldukça keyifli + Ara sahneler, özellikle de aksiyon kısımları, sağlam bir koreografiye sahip + Düşmanlar klasik zombilerden çok daha gelişmiş hissettiriyorlar. Grup olarak hareket edebiliyorlar, siz nişan alırken dodge atabiliyorlar, çeşitli silah tipleri kullanabiliyorlar + Hem normal düşman hem de boss dizaynları oldukça güzel. Çeşit çeşit düşman tiplerine ek olarak boss fight sekanslarının da her biri kendine has mekanikleriyle ayrı güzel + Oyun sizi silah geliştirmesi yapmaya teşvik ediyor. Misal daha çabuk doldurulabilen bir şarjör, büyük düşman gruplarında daha rahat etmenizi sağlayabilir + Quick time event’leri beğendim, adrenalin oranını katlıyor + Telsiz konuşmaları da hikaye anlatımında ufak ama güzel bir yer almış + Seslendirmeler ve replikler oldukça eğlenceli + Favorilerim arasına girmese de yine beğendiğim birkaç müzik oldu + Mekaniksel anlamda çeşitlilik sağlayan bazı güzel sekanslar var + Tüccar ağabey :D **_Eksi yönleri_** - Korku dozajı sıfır olmasa da belirgin bir azalma yaşamış - Bazı bulmacalar tatlı olsa da 2. oyundaki kadar sürükleyici değil, tabi bu oyunda bulmacalar 2’deki kadar odakta olmadığı çok büyük bir eksi değil. - Final boss kötü değil ama hafiften hayal kırıklığı oldu desem yeridir, daha zorlu ve karmaşık bir şey beklerdim - Hikaye sürükleyici ve keyifli ancak çok derin bir iş beklemeyin derim Bonus: Oyunun Steam’de bulunan “Ultimate HD” sürümü genel olarak tembel bir remaster olarak kabul ediliyor. Kaplamaları ve diğer bazı grafik detaylarını orijinal sanat tasarımına daha uygun bir şekilde remaster eden, “HD Project” adı verilen fan yapımı mod yüklü şekilde oynadım. Çok detaya girip uzatmak istemiyorum ama gördüğüm en tutkulu fan projelerinden birisi olmakla beraber **oyunu oynayacaklara bu modu kurup oynamasını şiddetle tavsiye ederim.** Uzun lafın kısası Resident Evil 4 adreanalinin sözlük tanımı olup baştan sona sağlam, akılda kalıcı bir deneyim yaşattı ❤️🩹
Bu oyun bundan yaklaşık 6 yıl önce dikkatimi çekmişti. Çok büyük beklentiler içinde olmadan bilgisayarıma yükledim. Karakterimi oluşturdum, ilk kez oyuna girişimi yaptım. 6 yıl geçti. Praven şehir meydanına ilk ayak bastığım an hala aklımda. Kasaba sakininin ayak sesleri, pazar yerinin atmosferi, o taştan evler, tekinsiz ara sokaklar, kasaba hanı ve tabiki de yardımsever ve misafirperver hancımız. Müziklerini duyduğum an dahi kafamın içinde paslanmaya yüz tutmuş anılar tekrar kendini hissettirir. Benim için yeri özel oyunlardan bir tanesi Warband.
Oyunlarda strateji yapmayı bu oyundan öğrendiğim söylenebilir :D
Harika bir deneyimdi. Başından sonuna hiç sıkılmadığım, hem tadında bırakan hem de doyurucu bir DLC olmuş...
Contains spoilers. Open to view
Özellikle o meşhur post-credits sahnesiyle beni bir zamanlar *"Video oyunları böylesine derin bir yazıma sahip olabiliyor muymuş ya?"* diye düşündüren oyundur.
Kafamdaki ideal fantastik evrene en çok yaklaşan oyunlardan biri. Bana hitap edecek neredeyse her şeyi, neredeyse tam istediğim şekilde veriyor. Dünyası, mekanları, karakterleri, müziği... Bir o kadar nostaljik ama bir o kadar da taze benim için. Apayrı bir his, bambaşka bir duygu The Witcher 3.
Optimizasyon tarafında sıkıntıları olsa da 1-2 ayarlama yaparak 60 fps'in üstünde oynayıp bitirdim. Portal'ın 2007'deki orijinal halini hiç bitirmemiştim. Orijinalini oynasanız da elbette bir şey kaybetmezsiniz ancak ray tracing eklemesi gerçekten çok nefis duruyor. Onun dışında; oynanış baya keyifli ve sürükleyiciydi, hikayesi ilgi çekiciydi, bölüm tasarımları hoştu. Kaldı ki oyunun süresi oldukça kısa (2-4 saat) oynayış hızınıza bağlı olarak 1 saatte bile bitirebilirsiniz. Kısaca keyifli bir deneyimdi, ben baya beğendim.
**_METAL GEAR SOLID Δ: SNAKE EATER_** **Ön söz** Bu incelemede şahsen en sevdiğim yapımlardan biri olan Metal Gear Solid 3: Snake Eater'ın Unreal Engine 5 motoruyla yeniden inşa edilmiş halini yorumladım. Spoiler içermez, rahatça okuyabilirsiniz. **📜 Hikaye** Ara sahneler en ufak detayına kadar orijinaliyle aynı. Onu bi' aradan çıkaralım. MGS3 zaten bence muhteşem bir senaryoya sahip. Harika bir şekilde yazılmış. "The Boss" karakteri gördüğüm en iyi yazılmış kadın oyun karakteri diyebilirim. E orijinali bu kadar iyi olup bu sözde remake de orijinalinin neredeyse aynısı olunca buna da iyi demekten başka seçeneğim kalmıyor. **🎵 Müzikler** Metal Gear Solid serisi repertuarıma muhteşem parçalar katmayı başarmış bir seri keza bu durum Metal Gear Solid 3 için de geçerli. Orijinal soundtrack'i çoğunlukla korumakla beraber, orijinal MGS3'te bulunan ve oldukça popüler olup bir o kadar da sevdiğim "Snake Eater" parçasını intro ekranıyla beraber yeniden yapmışlar. Orijinal versiyonu söyleyen Cynthia Harrell ablamız parçayı yeniden seslendirmiş. Orijinal versiyondaki coşkuyu yakalayamadığını belirtmekle beraber yine beğendiğimi ve aynısını kullanmak yerine yeniden yapmayı akıl etmelerini takdir ettim. Keşke aynı eforu teknik tarafta da gösterselermiş :) **🏞️ Atmosfer & Estetik** Metal Gear oyunlarını çoğunlukla bir renk ile bağdaştırırım. MGS1 = kırmızı, MGS2 mavi, MGS3 = yeşil gibi gibi. Bu çağrışımda logo rengi, kapakta kullanılan tonlar, oyunun atmosferi gibi farklı sebepler etkili olabiliyor. Örneğin Metal Gear Solid 3'ün yabani ormanlarda geçmesinin bunda etkisi büyük. Her yer yemyeşil. Oyunun görselliğinde yeşilimsi bir filtrenin hakim olması da cabası. Etraftaki hayvanların sesi, otların hışırtısı derken kendinizi yabanda hayatta kalmaya çalışan Bear Grylls gibi hissediyorsunuz :D Günümüzdeki remakelerin bir türlü kaçamadığı "gerçekçi olmak adına sanatsal görsellikten uzaklaşma" batağına bu yapım da saplanmış. Eski oyunlarda teknik yetersizlikten dolayı yapımcılar görselliği güzel kılmak için gerek yaratıcı çözümler gerek da sanatsal bir vizyon ortaya koyuyordu. Günümüzde ise gerçekçi grafik kaygısı bu işi biraz baltaladı. Oyunun ayarlar sekmesinde filtre seçenekleri var. Buradan "Legacy" filtresini seçinde orijinalindeki yeşilimsi görüntüyü biraz vermeye çalışıyor ama yine de tam aynı hissi alamadım ben. Çünkü oyun en başından stilistik değil de gerçekçi olması için dizayn edilmiş. Mevzu bütün haliyle sanat tarzında bitiyor, haliyle filtre tek başına eski görüntüyü yakalamaya yetmiyor. En azından güncellenmiş grafik kalitesi görselliği taze tutuyor. Karakter modelleri gerçekçi detaylara sahip olsa da yüz hatları ve vücut hatları %100 gerçekçi kalmayıp hafifinden uçuk kaçık animemsi görünümü korumuş ki bu beğendiğim bir şey :D **🕹️ Oynanış** Maalesef ki oynanıştaki kütüklük bu yapımı modernlikten uzaklaştırıyor. Metal Gear Solid serisinin özellikle ilk 3 oyunu kalas kontrolleriyle bilinir. Omuz kamerasından nişan alma, daha akıcı kontroller gibi bazı yenilikler işi rahatlatsa da (bir de çömelerek yürüme var ancak o zaten oyunun sonradan çıkan 3DS versiyonunda vardı) hala günümüz seviyesinde değil. Yinede genel anlamıyla aksiyon daha bir tatlı denebilir. İster taraya taraya isterseniz de gözlerden uzak bir yılan gibi gizlice ilerleyebilirsiniz. Ben gizlilikten daha çok keyif alıyorum zira bir gizlilik oyunu oynuyorum :D Gelelim boss kapışmalarına. Metal Gear serisinin boss fightları puzzle gibidir. "Düşmanın canını 0'a indir bitsin"den ibaret değildir. Düşmanı alt etmek için spesifik bir yol izlemeniz veya spesifik birşey ile etkileşime geçmeniz gerekir. Oyun da sizden bunu çözmenizi bekler. Boss kapışmaları 2025 için karmaşıklıktan uzak ve bazı noktalarda yavan gelebilse de ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. Oyunu diri tutmak adına güzel kapışmalar bunlar. Hele o son kapışma... Ha bir de bossları ister normal silahlarla canını azaltıp isterseniz de uyutucu tabancayla veya ölümcül olmayan silahlarla staminasını azaltıp geçme seçeneğiniz var. **🔧 Teknik Kısım** Optimizasyon rezil. RTX 4070 ve Ryzen 7 7840HS bulunduran laptopum ile 1440p yüksek ayarlarda DLSS Kalite modunda 40-60 arası alıyorum. 60'ı arada sırada görüyorum. Bunu yazdığım tarihte hala düzelmedi ancak ileride patch ile düzeltilir mi bilemem. PS2 dönemindeki adım başı gelen bölgeler arası yükleme ekranları şaka gibi olsa da hala duruyor. **Son söz** Düşük risk alınmış ve bunun sonucunda da günümüz standartlarına gelememiş ancak orijinalini başarıyla tazeleyen bir yapım ortada. Dolayısıyla orijinal 2004 versiyonu oynamak yerine direk bunu oynayabilirsiniz sonuç olarak aynısının iyi grafiklisi gibi bir şey bu. Ancak fark ne kadar az olsa da ben her remakede olduğu gibi bunda da orijinal vizyonu daha iyi anlamak ve iki versiyon arasında paraleller çizebilmek adına öncelikli olarak orijinalinin deneyimlenmesini tavsiye ederim ama seçim yine size kalmış sonuçta çok bir şey kaybetmezsiniz. MGS3'ün zaten çok iyi olmasında kaynaklı bu da çok iyi bir iş ancak remake anlamında 2025 modernliğinde bir iş beklemeyin derim. *“Till we meet again, John!”*
DualSense kontrolcüsünü dibine kadar kullanarak görevini hakkıyla yapan yaklaşık 3 saat oynayıp tatmin ayrıldığım beleş PS5 demosu.
Shadow of the Colossus'u ilk oynayışımda kontrol elime geçtiği an birkaç adım attım ve önümdeki devasa dünyanın ihtişamlı manzarasına baktım. Önümde uçsuz bucaksız, bomboş bir dünya vardı. Ne bir NPC, ne bir kalabalık meydan, ne de bir yerleşim yeri... Hiçbiri yoktu. Sadece ben ve bu koca "ölü" diyarda alt etmem gereken 16 dev. Oyunun beni ilk kalbimden vuruşu bu anda oldu. Kafamda bir şey tık etti. Daha belki de 5. dakikasından bu unutulmaz başyapıtın tadını almıştım. Kendine has nefis bir deneyim 🤌🏻
Grafik kalitesi hala beni şaşırtır. Gece yarışı hissini çok iyi veriyor.
Serinin büyük finali ve bu ünvanın altından harika bir şekilde kalkmış. Retconlar bazen göze batsa da genel deneyimime çok bi eksisi olmadı. Yaklaşık 70 dakikalık final ara sahnesiyle dikkat çeken, sinematik hikaye anlatımının adeta dibini sıyırmış bir yapım. Beni hiç sıkmadı bu ara sahneler orası ayrı. Hele o "mikrodalga" sahnesi, hikaye sunumunun zirvesi olabilir benim için. Master Collection Vol. 2 ile hapsolduğu PS3'ten kurtulan bu sanat eserini oynamayı bekleyenlere şimdiden iyi eğlenceler, daha doğrusu iyi seyirler dilerim 😁
Kuzey Amerika’nın kırsalını çekici bir atmosfer ile veren her oyuna varım.